19 Ocak 2011 Çarşamba

küçükken hem de küçücükken



Küçükken geceleri yatağıma yatar saatlerce hayaller kurardım. Hayal kurdukça uykum kaçar saate saat eklerdim. Annem sürekli şikayet ederdi nasıl çocuksun sen uyumadın mı hala diye. Sonra bunun yapıyla alakalı bir durum olduğuna kanaat getirdi sanırım ki söylenmeyi az da olsa bıraktı. Bendeki de çocukluk söyleyemezdim saatlerce hayal kurduğumu, hayallerimin heyecanıyla uykumun kaçtığını. Sanki hayal kurmak büyük suçmuş gibi. Ama şuan düşünüyorum da iyiki söylememişim. Hayallerimi bilmesed e birinin daha bu hayallerin çoğunun gerçekleşmediğini fark etmesini istemezdim. Başarısızlığıma bir kişiyi daha ortak etmek istemezdim.

Sonra büyüdükçe sağdan soldan duyar oldum, amann çocukken yatağımıza yatar sabahlara kadar ne hayaller kurardık, artık iş yorgunluğu temizlik çoluk çocuk insanda hal mi bırakıyor da yatağımıza yatalım da hayal kuralım yine, diyenleri. Korkmuştum o zaman. Çünkü hayallerim kendime sakladığım tek özel varlığımdı. Mutsuz olduğumda yada sevmediğim bir ortamda bulunduğumda hemen kendi kendime hayaller kurmaya başlardım. Çocukluk ya işte, insanlar nasıl olurda istediği elbiseyi, ayakkabıyı alamadı diye üzülürler hayal kursunlar o elbisenin ayakkabının daha güzeline sahip olduklarını düşünsünler derdim hep. Nasıl oluyorsa o zamanlar o kadarı bana yetiyordu işte. Şimdi bana da yetmez oldu. Sanırım artık bende o çocuğun garipsediği, her şeyi kendine dert edinen topluluğun içindeyim.

Ama ne olursa olsun ertesi sabah okula gitmem gerektiği günler yastığa başını koyar koymaz uyuyan kardeşime gıpta etmiyor da değildim. Çok merak ederdim acaba onun aklını karıştıran hiçbir şey yok mu ya da olmasını istediği her şeye sahip mi diye. Şimdileri bende ya yorgunluktan sızıp kalacak olana kadar kendimi beynimi yoruyorum ya da kitap okuyup başkalarının hayalleri içinde kaybolup elimde kitapla uyumayı yeğliyorum. Çünkü geriye dönüp bakınca ne kadar başarısız olduğumu görmekten korkuyorum. Evet sanırım gerçek bu, ben asıl o çocukla yüzleşmekten korkuyorum.

9 Ocak 2011 Pazar

Neden Hep Başa Dönüyorum ?

Şu an adını hatırlamadığım birisi ne söylersen söyle senin bildiğin karşındakinin anladığı kadardır diye bir şey söylemiş. Aynen o durumu yaşıyorum. Sorun bende mi karşımdakinde mi algılayamıyorum. Evet alınganım agresifim hatta bunları çok ileri taşıyıp agresif depresif bir kişilik bile sergileyebiliyorum yeri geldiğinde. Ne bekliyorum karşımdakinden emin değilim. İstiyorumki ne söylersem söyleyeyim düşündüğüm söylediğimle ne kadar farklı olursa olsun anlaşılsın. O veya bu değil, herkes anlasın herkes bilsin. Çünkü ben kendimi anlatmaktan yoruldum. Yorulup vazgeçtiğimde ise yüzünde tonlarca duygu barındıran kızmış, küsmüş, kırılmış insanların bana bakan soru dolu gözleriyle karşılayorum. Lan diyorum bazen yeter artık gel kendine! Baksana şu insanlara iyisi kötüsü kalmadı seçecek, kaybediyorsun hepsini. Tutup kendimi bir sarsmak geliyor içimden ve yine sar baştan hikayeler. Değişmeye çalışan, dilini tutmaya çalışan, kendisiyle çelişen bir kişilik daha. Hep böyle mi olacağım ben? Hep başa mı döneceğim. Kimsenin beni yenmesine izin vermeden en büyük yenilgiyi kendi kendime yaşatarak mı ?


Yeter artık bu son olsun!

8 Ocak 2011 Cumartesi

Artık Senden Korkmuyorum

Nasıl da acıtıyor hayat canımı, hem de mutlu olduğumu sandığım o en ufacık anlarda.

Hayat şimdi benim en azılı düşmanım. biliyorum ne zaman mutlu olsam, ne zaman gülsem yoluma yine o dikenli tel örgülerini çekecek, yine ben o tellerle savaşırken bir yerlerimi yaralayacağım, kanatacağım.

Sen bundan zevk alacaksın.

Sonra gün gelecek kendi seçimlerim yüzünden üzüleceğim.. O zaman bir anne şefkatiyle uzanıp kaldırıveceksin beni düştüğüm yerden. ansızın küçük süprizler bırakıp kaçacaksın kapıma..

Her seferinde kanlı gözyaşlarıyla, çınlayan kahkalarla yenileyeceksin yaşantımı ..

Ne olursa olsun yarası iyileşmeyen kanı dinmeyen yaralarımla, bana güç veren kahkalarımı birleştirdim..

Artık senden korkmuyorum hayat aksine gün geçtikçe bir bütün oluyorum seninle.

7 Ocak 2011 Cuma

Negra Sombra (Karanlık Gölge)

video
cuando pienso que te fuiste,
(senin gittigini dusundugumde)
negra sombra que me asombras,
(kara gölge beni sasirtiyor)
a los pies de mis cabezales,
(yatagimin bas ucunun altinda)
tornas haciéndome mofa.
(dönüyorsun ve bana gülüyorsun)

cuando imagino que te has ido,
(gittigini hayal ettigimde)
en el mismo sol te me muestras,
(seni güneste görebiliyorum)
y eres la estrella que brilla,
(sen parildayan bir yildizsin)
y eres el viento que zumba.
(ve sen fisildayan bir ruzgarsin)

si cantan, eres tú que cantas,
(sarki soylerlerse, sen sarki soylersin)
si lloran, eres tú que lloras,
(aglarlarsa,sen aglarsin)
y eres el murmullo del río
(ve sen gülen bir fisiltisin)
y eres la noche y eres la aurora.
(ve sen gecesin ve sen safaksin)

en todo estás y tú eres todo,
(sen herseydesin ve sen herseysin)
para mí y en mi misma moras,
(bana gore ve benim yuvamda)
ni me abandonarás nunca,
(beni asla terketmeyeceksin)
sombra que siempre me asombras.
(beni her zaman sasirtan gölge)

2 Ocak 2011 Pazar

Sensizlik, Bizsizlik





Bir ayrılık vakti daha.

Daha kaç kişiyi alet edeceğim buna ?

Daha kaç kere canımı yakacağım ?

Yine karanlık çöktü

Yıldızlar birer birer aldılar üstümü örten karanlık pelerin üzerindeki yerlerini

Ve içimdeki siyaha kırmızıya ve umudun mavisine inat

Şımarık bir çocuğun haylazlığında göz kırpıyorlar bana.

Ahh!

Ya Ay,

Biliyor musun?

Onu hep sana benzetmişimdir.

Senin gibi karanlığa isyankar ve

En az senin kadar asil ve soğuk.

O beyaz tenini tüm karanlığa siper edip

karanlığa isyanlarına şahit oluyorum her gece

Seni arıyorum her seferimde.

Ulaşılmazsın biliyorum

Onlar asla ve asla sen olamazlar

Beni anlayamazlar, beni tanıyamazlar

Beni suçlayan her cümlelerinde bilirimki

Asıl isyanları sana

Asla varolmayan birine isyan etmek !

Ya ben?

Ne isyan edebiliyorum sana ne bağırabiliyorum

Ne de arkamı dönüp gidebiliyorum

Tüm çığlıklarımı içime atıp

En sessiz halimle düşlüyorum seni

Tüm hırçınlıklarım kendime

Tüm yaralarımı kendim açıyorum.

Kendi kendimi kanatıyorum.

Eğer karşıma çıkacaksan hazırlıklı ol!

Tüm içimdekileri bir bir anlatacağım.

Açtığım tüm yaraların intikamını alacağım senden

Terk ettiğim ve terk edildiğim tüm ayrılıkları yaşatacağım sana.

İçimde sakladığım tüm gözyaşlarımı akıtıp

Sessiz devrimler yapacağım

Beni üzen yaralayan ne varsa hepsinin kanını akıtıp öcümü alacağım.

Eğer bir gün gerçekten geleceksen tüm bunları göze alarak

Hazırlığını yap ve

Öyle gel

Çünkü içimdekileri bir bir dökmeden

Sensizlikte açıtığım ve açtıkları kanayan yaraları dindirmeden

Asla

Ben, gerçek ben olamayacağım.

Biz, biz olamayacağız.

13 Eylül 2009 Pazar

Sen anlarsın beni...


Uyan!
Bu karanlık geceyi öksüz bırakmak olmaz şimdi
Deniz kenarına inmeliyiz
Ayrı ayrı
Tenin tenimi hissetmeden
Gözlerin gözlerime değmeden
Ama birlikte
Hem ayrı hem birlikte nasıl olur insan diye sorma
İnan bende bilmiyorum
Sadece böyle olmasını istiyorum
Bazen diyorum ya sana kal orda ama arama beni sorma
Bileyim ben ordasın ama yinede bir süre kendimle kalayım
Onun gibi bir şey herhalde bu da..
Bilmiyorum işte.
Sanırım bu gece gerçekten öksüz bırakılmayacak kadar güzel
Ve bende bu geceyi tek başıma yaşayabilcek kadar cesaretli değilim.
Ama seninle paylaşabilceğim kadar da sahip değilsin bana
Çünkü ben ne zaman karanlık gecelerde bir denize karşı dursam
Bir polifemos hayal ederim kendime
Sonrada beni onun elinden kurtaracak
Karanlığın içinden çekip alacak cesur bir silyon fenerini düşlerim
Ama sana bunları anlatamamki
Tek kahramanımın sen olduğu yalanından uyandıramamki seni
İşte bu sebeplerden söylüyorum sana
Her git dediğimde gitme ya da
Her kal dediğimde güvenme bana.
Biliyorum saçmalıyorum yine
Ama sana güvenim öyle sonsuzki
Yanında düşünmeden konuşma cesareti gösterdiğim
Tek harfini bile silmeden şiirler yazdığım tek insansın sen benim.
Belki hayallerimdeki polifenos’u yenecek kadar
Güçlü bir silyon feneri değilsin ama
Onun olmadığı kadar gerçeksin sen.
Nefesini nefesimde hissetmesemde biliyorum
Ne olursa olsun benimlesin.

Evren




Hayaller yarattım ama sadece senin ve benim için değil, herkes için, yaşanılabilir bir dünya için, yarınlarım ve yarınlarımız için.


Bir kere olsun çok çok bencil olup bu evrenin gerçekten sadece bizim için var olduğunu düşledim. Öyleyse dedim bu evrenin küçücük bir parçası olan dünya da haddini bilmeli ve bize direnmek yerine bize hizmet etmeli. Bir kere olsun bu tabiat yolumuza taş koymak yerine bize destek olmalı. ( Tabi yine tüm bencilliğimle aslında bizim kendi ellerimizle hazıladığımız sonu, lağım çukuruna çevirdiğimiz dünyanın üstüne yıkmakta hiç bir çekince duymuyorum. )


Bu bencilce ve sadece hayal dünyamın getirdiği özgürlüklerle farklı şeyler düşünüyorum. Başarısızlıklarıma ve başarısızlıklarımıza kılıflar uyduruyorum. Aslında çokta mantık dışı değil savunduğum gerekçeler. Mesela, her gün her birimiz boyumuzdan büyük olduğunu düşündüğümüz işlerin altına girip sırf bu olumsuz düşüncelerimiz yüzünden boyumuzdan büyük olduğunu sandığımız işlerin altında eziliyoruz. Burda ezilen, yok olan sadece fiziksel yapımız olmuyor maalesef. Tüm bu başarısızlıklar, umutsuzluklar, gerçekleşmeyen hayaller çürükçül canlılar gibi ruhumuzu, benliğimizi ve kişiliğimizi ayrıştırıyorlar bizden. Sonra milyonlarca güvensiz, kişiliği bozuk, şizofren insanlar hediye ediyoruz bu lağım çukuruna dönmüş hastalıklı dünyaya.


Yaptıklarımıza, kazanç sağlamak için bulunduğumuz girişimlere karşı sağlam durup bize destek olamayan evren yine haval kirliliği, küresel ısınma gibi felaketlerle ya da doğal afetlerle yine bize köstek olmayı başarıyor. oysaki bizler milyonlarca dolar kazanmamızı sağlayacak insan üstü zekalarımızı kullanarak hayatımızıda kolaylaştırmak amacıyla yeni üretimlerde bulunuyoruz. Bunun sonucunda milyar dolarlar bile harcasak temizleyemeyeciğimiz bir hava kirliliğine sebep oluyorsak bu suç bizim değil olsa olsa kendini korumaktan aciz olan evrenin suçudur. Tabi bu hava kirliliğinin getirdiği yüzyılın hastalığı olan kanserin hala daha tedavisi tam olarak bulunamamış ve gün geçtikçe bir farenin doğurganlığına sahip türleriyle insanlarımızı ele geçirmiş olması da bizim suçumuz değil. Milyonlarca dolar kazanmak için yaptığımız girişimle milyarlarca dolar harcasak bile temizleyemeyeceğimiz bir hava yaratıp, bu kirliliğin sebebi olan hastalıkların tedavisini bulmak için trilyonlarca dolarlık araştırmalar yapıyoruz. Sanırım bu durumu bir kelimeyle anlatmamı isteseler ironik kelimesini seçerdim.


Bizler (hayal gücümün ve zekamın sınırlarını zorlayarak vardığım kanaata göre) gerçekten aç gözlü insanlarız. Kendi kesemizi doldurmak adına kime ne olacağına, hareketlerimizin kimleri etkileyeceğine önem dahi vermiyoruz, kendimizden başkasını umursamıyoruz. Ama tabi bu görüşü kendimize saklamak adına yardım derneklere üye olup kendi ellerimizle hastalıklarına sebep olduğumuz insanlara göstermelik yardımlarda bulunuyoruz. onların o göstermelik yardımlarına okadar muhtacızki bizi onların bu hale getirdiğini bile bile, biz güçten düştükçe onların güçlendiğini göre göre bu göstermelik yardımlara sevinç gözyaşları döküp onlara minnet duyuyoruz. Onlarda bu minnet duygusunun verdiği onurla varolup varolmadığından emin olmadığım suçluluk duygularını bastırıp iyi bir insan olduklarının inancıyla ortalıkta gururla geziniyorlar.


Dünya gerçekten bu kadar berbat bir yer mi ?


Eğer gerçekten öyleyse üzgünüm yarınlarım ve yarınlarımız için...


Çünkü ne benim bu engin hayal gücüm ne de başkasının zekası bu gidişe dur diyemez ve artık çivisi çıkmış dünyanın yaralarını sarıp hastalıklarına çare bulamaz.


Artık hayallere bile rahat yok.


Unutmadan, bunlar bizim suçumuz değil evren'in suçu.